REKLAM KOKAN YAZILAR

Kullanılmayan yazı: (D. Hızlan aradı kullanılmayacağını bildirdi)

Ayşe Arman’ın “Antijen Nilüfer’e bir elbise diktir hayatın değişsin” başlıklı yazısını okuyunca, yazının bir reklama dönüştüğü izlenimi edindim. Zira Arman’ın ucuza çok güzel elbiseler diktiğini anlatıp, adresini vererek tanıttığı Nilüfer Karaca, İstanbul’da popüler olan ve ihracat da yapan bir butiği işletiyor yani ticari bir faaliyet yürütüyor. Hedefi de “Antijen’i bilinen bir marka haline getirmek.” 2009’da Akşam gazetesine böyle söylemiş.

Bu durumda en iyisinin, her zaman yaptığım gibi, doğrudan ilgilisine sormak olduğuna karar verdim. Öyle de yaptım, Ayşe Arman’a bir mail gönderdim, yazısıyla ilgili düşüncelerimi aktardım. Arman karşı çıktı söylediklerime:

“Kesinlikle katılmıyorum. Çünkü ben o yazıyı neden yazdığımı biliyorum. Nilüfer Karaca’ya bedava elbise diktirmedim ama ucuza diktirdim (150 lira, kumaş dahil) ve acayip mutlu oldum. Bu yazıyı da bütün kadınlara -özellikle yaz aylarında- bir hizmet olacağını düşündüğüm, hayatı kolaylaştıran bir hareket olduğu için yazdım. Herkes bana Nilüfer’in telefon numarasını soruyor.

Kadınların böyle bir derdi var. Ucuza iyi kıyafet edinebilmek gibi. Siz erkekler, biz kadınların giyinirken neler çektiğini bilemezsiniz, tahmin de edemezsiniz. Herkes yararlanabilsin diye böyle bir yazı yazdım. Ayrıca, haber değeri de var. Gemiden inen insanlara iki saat içinde elbise dikiyor. Yaptığı işi, yaratıcı, yeni ve modern buldum. Kadın, ‘Küçük olsun benim olsun’ diyor, kendi halinde bir iş yapıyor, onu desteklemenin neresi kötü? Bunu yanlış değerlendirmiş olmana şaşırdım ve üzüldüm.”

Hemen altını çizeyim; Arman’ın niyetiyle ilgili en ufak bir kuşkum yok. Elbette haber değeri olduğunu ve kadınlara yararlı olacağını düşündüğü için yazmıştır o yazıyı. Fakat sonuçta ortaya çıkan metni, onun niyetinden bağımsız olarak tartışıp, konuşabilmeliyiz. Niyet ve sonuç, her zaman örtüşmeyebilir.

Yazı ve haberlerin, reklam metinleri ve halkla ilişkiler bültenleriyle zehirlendiği bir medya ortamında çalışıyor olmamız zorunlu kılıyor bu iç muhasebeyi. Evet, öyle bir medya ortamı ki, büyük şirketlerin yeni ürünleri, yöneticilerinin söylevleri, o markaların promosyon gezileri, basın açıklamaları büyük haber muamelesi görüyor. Bazı yazarlar, yemek yedikleri restoranları, gittikleri barları, kullandıkları ürünleri öven yazılar yazmakta sakınca görmüyorlar. Haber ve yazılarda markalardan geçilmiyor. Gazetecilik ile reklamcılık arasındaki sınırı korumak gitgide zorlaşıyor.

Sanırım böyle bir ortamda Arman’ın “Antijen Nilüfer” yazısının Okur Temsilcisi olarak dikkatimi çekmesi şaşırtıcı değildir. Ama Arman’ın gerekçeleri de üzerinde durmaya değer. Haklı mı? Bu soruya olumlu ya da olumsuz yanıt vermek yerine iki kadın akademisyenin görüşlerine başvurdum. Farklı pencerelerden baksalar da ufuk açıcıydı söyledikleri…

 

Prof. Dr. Alankuş: Menfaatlere taraf

Prof. Dr. Sevda Alankuş (İzmir Ekonomi Üniversitesi) Haber değeri, haber kaynağı ile ilişkiler gibi mesleki niteliklerle, etik sorumluluğun hatlarını çizen unsurlarda hakkında haber yapılanlar kadar haberin dışladıkları, sözünü etmeden içerdikleri lehine de sorumlulukla davranılması gerekiyor. “Antijen Nilüfer” yazısı ile izleyen “Bodrum favorilerim” başlıklı yazılara bu açıdan bakınca, kanımca “sözü edilmeden içerilenler”, ya da daha doğrusu “dışarıda bırakılanlar” aleyhine davranıldığı, ticari menfaatler söz konusu olduğu halde, gereksizce ekonomik çıkar çatışması konusu hizmetlerin alımıyla ilgili olarak taraflanıldığı düşüncesindeyim. O hizmetin reklamının yapıldığı ortada. Kaldı ki, bu “haberlerin” sağlayacağı “kamusal yarar” da sorunlu. Bu tekil örneklere bakılarak, “ortada çok vahim bir taraflanma” yok diyenler için söyleyeyim; etik ilkeler, gazeteciliğin sorumluluk alanını çok net ifadelerle belirliyorlar. Kaldı ki, meselenin çığırından çıkmış olması nedeniyle, belli başlı medya kurumları çalışanlarının bu konudaki sorumluluklarını titizlikle belirleme ihtiyacı duymuşlar. Örneğin, Washington Post Standartları ve Etiği’nde “haber kaynaklarımızdan hiçbir surette hediye, bedava gezi kabul etmeyiz. Bulunduğumuz konuma dayanarak, öncelikli bir muamele beklemez, bize sunulanları da reddederiz” denilirken, Chicago Tribune’ün etik kodları, “herhangi bir ticari ürün, para, hizmet ya da değer taşıyan bir şey talep edilemez. Talep edilmeden sağlanan ve değeri bir anahtarlık ederini aşan şeyler, ya iade edilmeli ya da bağışlanmak üzere gazeteye iade edilmelidir” diyor. Wisconsin-Madison Gazetecilik ve Kitle İletişimi Bölümü Gazetecilik Etiği Merkezi de gazeteciye şunları öneriyor: Yazdığının haber değerini ya da haber yapmaktaki motivasyonunu düşün. Etik değerlerini tanımla ve bunları ticari ya da hukuki, kendi çıkarlarını ilgilendirenlerden ayrıştır, eyleminin muhtemel sonuçlarını hesaba kat ve yaptığının gazetecilik değerlerinle ne kadar tutarlı olduğunu sor.

 

Prof. Dr. Dursun: Başlık hatalı

Prof. Dr. Çiler Dursun (Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi) Yaşam tarzı haberciliği bizatihi tür olarak etik açıdan sorunludur ve bu yönden radikal eleştirileri hak etmektedir. Ancak karşımıza bu türün iyi ve kötü örnekleri çıktıkça daha iyi yapılabilirliğini de gözden geçirmek gereklidir. Bir yazının reklam yazısı olup olmadığı ile ilgili etik yargı nasıl oluşabilir? Örnekten yola çıkarak bir sonuca varmak amacıyla bazı soru ve yanıtları gözden geçirelim:
1-Yazıdaki bilgiler, doğru, güncel ve geçerli bilgiler midir? Evet. 2-Yazıda söz edilen ürün ya da firma, büyük ölçekli ve/veya çok bilinen marka bir ürün ve firma mıdır? Hayır. 3-Yazının ardından firma sahibi, kendi ölçeğini aşan büyük bir gelir mi elde edecektir? Belirsiz, ölçeğinin üzerinde bir gelir girişi olabilir de olmayabilir de. 4-Yazar, konu ettiği ürün/hizmet için herhangi bir ödeme yapmış mıdır? Yazısında belirsiz. Bu belirsizlik giderilmiş olsa etik açıdan daha sorunsuz olurdu. 5-Kamu yararı içeriyor mu? Az maliyetli bir ürüne erişim bakımından, sınırlı sayıda okur için kamu yararı boyutu olduğu söylenebilir.
6-Yazı, toplumsal sorumluluk anlayışına sahip mi? Kısmen, yazarın kendi tasarımlarıyla işini kuran bir kadını, girişimcilik yönüyle öne çıkarması ve başka kadınlara örnek sunması açısından toplumsal sorumluluk boyutu vardır.
Yanıtlar, yazının her yönüyle bir reklam yazısı olarak nitelenemeyeceğini göstermektedir. Aynı türden röportajlar, tanınmış marka ve modacı ile yapılarak köşe yazıları veya gazetelerde yer alabilmektedir. Ek olarak yazarın, toplumda farklı işler yapan sıradan insanları çabalarıyla konu eden çok sayıda yazıya imza attığı, bunu yazım tarzının bir parçası haline getirdiği de hatırlanmalıdır.

Bu yazıyı bazı okurların “reklam yazısı” kategorisine sokmasına yol açabilecek en belirgin sorun, başlıktaki “Antijen Nilüfer’e bir elbise diktir, hayatın değişsin!” ifadesidir. Yazının içeriğinde mütevazı bir tasarımcı terzinin dünyasına değinilirken, başlıkta içerikle örtüşmeyen abartılı dil kullanılmıştır. Başlık, yazının “reklam yazı” olarak algılanmasına yol açacak ölçüde hatalıdır.

Son eklenenler

En çok okunan