Eda Aybaba Çelik, Adana’daki Sami Bey Apartmanı’nın, Kahramanmaraş merkezli depremde yıkılmasına ilişkin davanın sanıklarından biri. Babası Abdullah Aybaba ile birlikte yıkılan binanın “müteahhidi” olarak hapis cezası istemiyle yargılanıyor.
Ancak haberlerde “kamuoyuna müteahhit olarak lanse edilmesi”nden şikâyetçi.
“Sami Bey Apartmanı’nın yapıldığı 1994–1999 yılları arasında ben henüz 18 yaşında bir üniversite öğrencisiydim” diye anlatıyor durumunu.
Şirkette bilgisi ve rızası dışında ortak yapıldığını, şirketin tek yetkilisinin babası Abdullah Aybaba olduğunu belirtiyor; “Tarafımdan atılmış tek bir imza dahi bulunmamaktadır; ilgili tüm imzalar babam Abdullah Aybaba tarafından benim gıyabımda atılmıştır” diye savunuyor kendisini.
Etik ihlal şikâyeti
ANKA’nın kendisinin görüşü alınmadan gerçeğe aykırı, kişilik haklarını ihlal eden, masumiyet karinesini zedeleyen ve özel hayatını açık hedef haline getiren yayın yapıldığını” öne sürdü. Medya Ombudsmanı olarak bana başvurusunda şikayetini şöyle dile getirdi:
“ANKA Haber Ajansı muhabiri Mehmet Oflaz imzasıyla yayımlanan bir haberde: Hayatımın hiçbir döneminde yürütmediğim ‘müteahhitlik’ faaliyeti sanki gerçekmiş gibi gösterilmiş,
1994 yılında 18 yaşında olduğum döneme atıfla, benim bilgim ve iradem dışında yapılan bazı hisse devirleri, sanki bizzat benim yürüttüğüm ticari ve inşaat faaliyetleriymiş gibi kurgulanmıştır.
“Yurt dışına kaçtığımı tespit eden’ bir karar varmış gibi ifade kullanılmıştır. Oysa ben 13 Eylül 2017’den beri İngiltere’de yasal olarak ikamet ediyorum ve hakkımda ‘kaçma’ yönünde hiçbir mahkeme veya savcılık tespiti yoktur; tam aksine, mahkemece Emniyet Genel Müdürlüğü’nden istenen giriş–çıkış kayıtları bu iddiayı açıkça yalanlamaktadır.
İngiltere’deki açık adresim ve nüfus bilgilerim detaylı biçimde yayınlanmış, Henüz hakkımda kesinleşmiş hiçbir mahkûmiyet kararı yokken, masumiyet karinesi yok sayılarak kamuoyu nezdinde peşinen ‘suçlu’ ilan edecek bir dil kullanılmıştır. Bu yayın hem Basın Meslek İlkeleri’ne hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin masumiyet karinesi ve özel hayatın gizliliğine ilişkin hükümlerine aykırıdır.
Müteahhitlik yapmadım, herhangi bir inşaat işini müteahhit sıfatıyla üstlenmedim. Adana’daki Sami Bey Apartmanı’nın yapımında hiçbir aşamada görev almadım. Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğum savunmamda da belirttiğim gibi, ilgili şirkete dair hisse devri benim bilgim ve iradem dışında yapılmıştır. 1994 yılında 18 yaşında bir genç olarak böyle bir faaliyeti yürütmem fiilen ve hukuken mümkün değildir.
Çelik, ANKA’nın kendisiyle ilgili yayınlarının incelenmesini, “etik ihlaller için özür yayımlanmasını, haberlerin düzeltilmesini ve kendisine cevap hakkı tanınmasını istedi.
Değerlendirme sonucu
Ben de Eda Aybaba Çelik’in itirazlarını, ANKA yönetimi ve söz konusu haberleri yazan gazeteci Mehmet Oflaz ile görüşerek değerlendirdim. Eda Aybaba Çelik, şikâyet ettiği haberin linkini göndermediği için kendisiyle ilgili bulabildiğim tüm haberleri inceledim. Vardığım sonucu şöyle sıralayabilirim:
Haber kaynağı iddianame ve tutanaklar
ANKA’nın ve benzer doğrultuda yayın yapan Anadolu Ajansı, Demirören Haber Ajansı ve öbür medya kuruluşlarının haber kaynağı, bir kişi ya da kişilerin beyanı değil, doğrudan düzenlenen iddianame ve duruşma tutanakları.
Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Suçları Soruşturma Bürosu’nun hazırladığı iddianamede; “Yapı müteahhidi olarak Aybaba Yapı İnş. San. Tic. Ldt. Şti. belirlendiği, Adana Ticaret Sicil Müdürlüğü’nden temin edilen evraklardan şirket yetkililerinin yüzde 50, yüzde 50 şüpheliler Abdullah Aybaba ve Eda Aybaba Çelik olduğu, dolayısıyla bahse konu binanın yapı müteahhidinin şüpheliler Abdullah Aybaba ve Eda Aybaba Çelik olduğunun anlaşıldığı” ifadesine yer veriliyor.
Gazetecilik açısından iddianamedeki bu suçlamaların yayımlanması doğal. Eda Aybaba Çelik de babası Abdullah Aybaba’nın yargılandığı ve 40 kişinin yaşamını yitirmesiyle ilgili davanın iddianamesi de tutanakları da haberdir. Elbette sanıkları peşinen suçlu göstermeden iddialar yansıtılır.
Sanık savunması ve avukatın sözleri yayımlanmış
Elbette iddianamenin açıklanması ve yargılamanın başlamasından sonra sanıkların savunmalarını, iddianameye karşı görüşünü yayımlamak gerekir.
Eda Çelik de ANKA’nın haberlerinin sadece suçlamaları aktardığını ve tek taraflı olduğunu, kendisinin savunma ve yanıtlarına yer verilmediğini, suçlu gösterildiğini öne sürüyor.
Ancak bu davada da Eda Çelik aranmamış, ama yanıt olarak mahkemeye gönderdiğiniz metin ile avukatının savunmaları da haber yapılmış.
Örneğin 12 Aralık 2024’deki “Sami Bey Apartmanı davası” haberinde avukatının “Kendisi 2015 yılından beri İngiltere’de yaşamakta olup İngiliz vatandaşıdır. Kendisi depremden 1 sene önce 3 günlüğüne gelmiştir. Mahkeme de uygun gördüğü takdirde İngiltere’deki konsolosluk veya adli makamlarınca bağlantı kurularak savunma vermeye hazırdır. Biz müvekkil hakkında sadece ifadesinin alınmasına yönelik yakalama emri çıkartılmasını, tutuklamaya yönelik yakalama emri ile kırmızı bülten kararının kaldırılmasını istiyoruz” sözlerine yer verilmiş. (Link: Sami Bey Apartmanı davası… Firari müteahhitler yakalanamadığı için duruşma ertelendi )
3 Kasım 2025 tarihli “Depremde 40 kişiye mezar olan Sami Bey apartmanının müteahhidi: ‘İngiltere’deki yerleşik düzenim sebebiyle Türkiye’ye gelmem mümkün değil” haberinde de mahkemeye gönderdiğiniz ve babanızın sorumluluğunu vurguladığınız savunma dilekçesi ayrıntılı olarak yayımlanmış. (Link: Depremde 40 kişiye mezar olan Sami Bey Apartmanı’nın firari müteahhidi: “İngiltere’deki yerleşik düzenim nedeniyle Türkiye’ye gelmem mümkün değil” ) Bu haber bütünüyle sanık tarafının görüşlerini aktarıyor. Bu nedenle haberlerin taraflı olduğu ve suçlamalara karşı görüşlerinin aktarılmadığı itirazını kabul etmek de mümkün değil.
Müteahhit olup olmadığına mahkeme karar verecek
Eda Çelik, müteahhit olmadığını, babasının kendisinden habersiz şirkete ortak yaptığı için belgelerde müteahhit olarak göründüğünü savunuyor. Haklı da olabilir. O yaşta henüz üniversite öğrencisi olduğu da aşikâr.
Ancak bu konuda haklı olup olmadığına, devir işleminin yok hükmünde olup olmadığına gazeteciler değil, davanın görüldüğü Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi karar verecek. İddianamede ve duruşma tutanaklarında “müteahhit” olarak tanımlanıyor, o sıfatla yargılanıyor.
Bu nedenle haberlerde “müteahhit” olarak adlandırılmasının iftira olduğu, haberlerin de gerçek dışı olduğu söylenemez. Ayrıca henüz babası Abdullah Aybaba da mahkemeye gelip, kızı Eda Aybaba Çelik’i “bilgisi ve rızası dışında şirkete ortak yaptığını” söylemiş, onun savunmasını doğrulamış da değil. Baba Abdullah Aybaba firari durumda ve o da İngiltere’de.
Elbette mahkemedeki yargılama sonucunda beraat etmesi halinde ANKA’nın (ve tabii suçlayan haberleri yayımlayan bütün medyanın) geniş biçimde haber yaparak kamuoyu nezdinde de aklanmasına çaba harcaması gerekir.
Depremden sonra kaçmamış, ama gelmemiş de
Eda Çelik, dava başladıktan sonra yurtdışına kaçmadığını, mahkeme ve savcılığın da bu yönde tespiti olmadığını ifade ediyor.
ANKA’nın 30 Nisan 2025 tarihli haberinde de “dava dosyasında sanık Eda Aybaba Çelik’in 18 Eylül 2022’de, sanık Abdullah Aybaba’nın ise depremden bir gün sonra İstanbul Havalimanı’ndan yurtdışına çıktığı” tespitine yer verildiği kaydediliyor. O tarihten önce Türkiye’ye gidip geliyormuş; 3 Eylül 2017’den 6 Şubat 2023’e kadar toplam 59 gün Türkiye’de, 1914 gün İngiltere’de bulunmuş.
Ancak dava açıldıktan sonra da geri dönmemiş, ifade vermeye de gelmemiş. O yüzden de 16 Ocak 2024 tarihli ilk duruşma tutanağında “Sanıklar hakkındaki yakalama emrinin infazının yerine getirilmediği görüldü. Sanık Eda Aybaba Çelik hakkındaki kırmızı bülten çıkartılması ile ilgili yazı sonucunun beklenilmesine… karar verilmiştir” denmiş.
11 Haziran 2024’deki ikinci duruşma tutanağında da “sanık Eda Aybaba Çelik hakkındaki kırmızı bülten sonucunun beklenilmesine” denilmiş. 10 Aralık 2024’deki üçüncü duruşma tutanağında ise “kırmızı bültenle çıkarılan yakalama emrinin infazının beklenilmesi” kararı tekrarlanmış.
Nitekim Eda Aybaba Çelik de mahkemeye dilekçe göndererek, hakkındaki yakalama emrinin kaldırılmasını, duruşmalara SEGBİS ile katılmayı talep etmiş, mahkeme bu talebini kabul etmemiş.
Bu duruşma tutanakları, mahkemenin Eda Aybaba Çelik’i “firari sanık” olarak nitelendirdiğini ve hakkında “kırmızı bülten”, yani yakalama kararı çıkarıldığını ortaya koyuyor. İngiltere’den iadesi için de yazı gönderilmiş. (Link: https://www.birgun.net/haber/depremde-40-kisinin-oldugu-sami-bey-apartmani-davasi-muteahhidin-birlesik-krallik-tan-iadesi-istendi-556621 )
Anlaşılan kendisinin de belirttiği gibi deprem sırasında zaten yurtdışındaymış, kaçmamış. Fakat dava açılınca ifade vermek için de geri gelmemiş. Böylece “firari” durumuna düşmüş, yani “kaçak” olmuş. Kaçmak ile “kaçak” olmak arasında elbette fark var; bu durumu ne kadar değiştiriyor, o da tartışılır. Haberlerde bu durumun belirtilmesi gerekirdi; bu unsur bazı haberlerde eksik kalmış.
Fakat asıl mesele, aradan geçen iki yıl içerisinde mahkemeye gelip ifade vermemiş olması. İngiltere’de yerleşik olması Türkiye’ye gelmesine engel olamaz.
Özel adres ve kimlik bilgilerinin yayımlanması
ANKA’nın haberlerinin çoğunda Eda Aybaba Çelik’in İngiltere’de olduğu yazılmış, doğrudan adresi verilmemiş. Sadece “Depremde 40 kişiye mezar olan Sami Bey apartmanı davasında sanık Eda Aybaba Çelik’in Birleşik Krallık’tan iadesi istendi” haberinin girişinde yer alan görselde kimlik numarasının üzeri kapatılmış, ancak adres açık kalmış. Bu bir yanlışlık, adres verilmemeliydi. (Linki: https://ankahaber.net/haber/detay/depremde_40_kisiye_mezar_olan_sami_bey_apartmani_davasinda_sanik_eda_aybaba_celikin_birlesik_kralliktan_iadesi_istendi_194662 )
ANKA yönetimine de sordum, bu hata fark edilir edilmez o görsel düzeltilmiş, görsel değiştirilerek adresin yayımı durdurulmuş. Şu anda da böyle bir görsel yayında değil.
Bu nedenle özel hayatın gizliliğinin ihlaliyle ilgili devam eden bir unsur yok.
Masumiyet ilkesinin zedelenmesi
ANKA’nın haberlerinde sadece Eda Aybaba Çelik’in yargılandığı belirtiliyor, iddianamedeki suçlamalar aktarılıyor. Hüküm belirten, suçlu olduğuna dair ifadeler kullanılmıyor. Yargılama haberlerinin yayımlanmaması ise söz konusu olamaz.
Sonuç olarak haberin yayından kaldırılması ve özür metni yayımlanması gibi talepleri kabul etmek için haklı bir gerekçe yok. Kaldı ki, Eda Aybaba Çelik’in asıl muhatabı Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi. Davanın duruşması, “yakalama emrinin infazının beklenmesi için” 26 Mart 2026’ya ertelenmişti.
Hal böyle olunca sadece ANKA ve bütün medya kuruluşlarının, davadaki gelişmeleri ve duruşmaları dayanak alarak benzer içerikte haberler yayımlaması kaçınılmaz. 40 kişinin yaşamını yitirmesiyle ilgili bir davanın sanığı hakkındaki suçlamalar ve yargılama görmezden gelinemez.
İngiltere’den neden gelemiyor?
Eda Çelik, ANKA’nın haberinde belirtildiği gibi “İngiltere’deki yerleşik düzenim nedeniyle Türkiye’ye gelmem mümkün değil” gibi bir cümlesinin de olmadığını kaydetti. Oysa kendisi, mahkemeye gönderdiği 27 Ekim 2025 tarihli dilekçede aynen şöyle demiş:
“Ben yargılamadan kaçmıyor, bilakis, savunma hakkımı kullanarak maddi gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sunmak istiyorum. Ancak fiili ve hukuki zorunluluklar (yerleşik düzenim) nedeniyle İngiltere’den Türkiye’ye gelmem mümkün değildir.”
Bu da ANKA’da “Depremde 40 kişiye mezar olan Sami Bey apartmanının müteahhidi: ‘İngiltere’deki yerleşik düzenim sebebiyle Türkiye’ye gelmem mümkün değil” başlığıyla haber yapılmış. Cümle özetlenmiş haber yaparken, ama bir çarpıtma da göremiyorum doğrusu.
17 yakınını kaybeden Ünver hakkındaki şikâyet:
Eda Aybaba Çelik, ANKA’nın 26 Eylül 2024 tarihli “Firari müteahhit Abdullah Aybaba’nın çocukları şikayetçi oldu: Sami Bey Apartmanı’nda ailesinden 17 kişiyi kaybeden Naim Emin Ünver hakkında iddianame düzenlendi” haberine de itiraz etti. Eda Çelik, bu haberi şöyle eleştirdi:
“Kardeşlerim, Naim’in uzun süre devam eden tehdit ve hakaretleri nedeniyle hukuki süreç başlatmış ve haklarını mahkeme yoluyla aramıştır. Bu yargılama sonuçlanmış, Naim ceza almıştır; buna ilişkin haberde tek satır bilgi yoktur. Kardeşlerimin isimlerini açık şekilde yazmaktan çekinmemişsiniz. Kardeşlerimin bu konudaki görüşü sorulmamış, yalnızca Naim’in beyanları habere taşınmıştır.”
Halbuki ANKA’nın haberinde sadece Naim Emin Ünver’in davaya karşı görüşleri yer almıyor. Çelik ailesinin iddianamede aktarılan görüşleri, suçlamaları ve Ünver’in buna karşı yanıtı haberde yer alıyor. Ancak suçlamalar çok kısa, Ünver’in yanıtı ise tersine çok geniş verilmiş. Suçlamalar da daha ayrıntılı verilebilirdi, ama asıl eksiklik, Ünver hakkındaki mahkûmiyet kararının haber yapılmamış olması.
Ayrıca Eda Aybaba Çelik ve yakınlarının yıkılan o apartmanda 17 yakınını kaybetmiş bir insana karşı daha duyarlı bir dil kullanmalarını beklerdim doğrusu.
En üzücü olan da Eda Aybaba Çelik’in, yıkılan o apartmanda yaşamını yitiren 40 insan için tek bir cümle sarf etmemiş olması…
